Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Evimde Moova Var!

Geçtiğimiz gün evde ben üç kutu güzellik karşıladı! Yoğun geçen günün yorgunluğuyla tam uzanıp da film izlerken sızmak niyetindeyken Moova'larım belirdi karşımda. 
Özellikle kutu tasarımları oldukça konuşulan Moova'yı bu radikal seçiminden dolayı tebrik etmek gerek öncelikle. Rakiplerinin beyaz tutkularının aksine onlar, koyu mordan yola çıkıp logotype'larını da artistik bir biçimde oluşturmuşlar. Öte yandan kutuların ön yüzünde eğlenceli bir algı oyununa dönüşen "süt pencereleri" ise çok keyifli. "Aa kutunun içi mi görünüyor?" dedirtiyor her görene..
Belirtmeden geçemeyeceğim, sütün yağ derecelerini gösteren minik noktalar da oldukça estetik. 
Sütü, "sadece çocuklar için satın alınan bir ürün" algısından oldukça uzak bir yere taşıyor Moova bu başarılı, incelikli sunumuyla. Düşünülmemiş, kaba işler arasında parıldıyor sahiden. 
Uzun zamandır keyifle süt içmiyordum. Moova ve Zarakol ekibine tekrar teşekkürler.

Dali'nin Galası..

Dali ve Gala'ya öykünen sevgililer vardı zamanında..  Zamanları geçti. 

Onlardan artık sadece Dala ve Gali olabilir belki..  Zorlarsak..

Acımasız Tanrı

Sinemadan tiyatro hazzı duyamadığı için uzak duranlar varsa, rica ederim Carnage'ı izlesin. İzlesin de perde nasıl bir anda sahneye dönüşür, görsün. 

Gönülsüz de olsa oyuncu kadrosunun büyüsüne kapılıp izlemeye başlarken buluyorsunuz kendinizi. Polanski cazibesi de var tabii filmin.. Derken bir sahne açılıyor, film boyunca kapanmak nedir bilmiyor. Mekan sabit, oyuncular sabit, girişler çıkışlar, karmaşalar, çözülmeler tam bir tiyatro akışında. Zira film, aslında bir tiyatro eserinin perde uyarlaması. Yasmina Reza'nın God of Carnage oyunundan bahsediyorum. Oyun uzun yıllar Broadway'de kendine yer ve sağlam izleyici kitlesi edinmiş. Polanski'nin elinde de "hadi canım, hiç olur mu?"ları bir bir ortadan kaldırmayı becermiş. 
Spoiler verme niyetim yok filmle alakalı. Çocukları bir parkta kavgaya tutuşan iki ailenin hesaplaşmalarını izliyoruz filmde. Sakin başlayan, sonrasında şiddetlenen, şiddetlendikçe türlü sorgulamaları beraberinde getiren, ilişkilere, anne-baba …

Twitter'dan Nağmeler vol. 8

Hayatın bazı gerçekleriyle doku uyuşmazlığı yaşıyorum.
Sağduyusu parayla, statüyle satın alınmış bir toplumuz artık. Öznel doğrulara tahammülsüzlüğümüz, gerçeklere körlüğümüz açıklanamaz yoksa.
Bazı kitapları okurken sayfalarına notlar alıyorum.. Bu bazı notlarda kitapların yazarlarıyla konuşuyorum. Evet. Deli değilim.
Hani o "hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti" anı var ya, işte o anın fon müziğidir Frédéric CHOPIN'den Nocturne..
Hayat şaşırtıcı.. Karambolde gol yememeye bakmak lazım..
Bileti Migros'tan aldım deyince "Piii sizin biletler Migtos'ta mı satılıyor" diyen güzel insanlar tanıyorum.
Bazen bazı insanların mutsuz olmasını dileyebilir insan. En azından çok da mutlu olmamasını.. Kötü kalpliliğe işaret değildir bu.
Bugun Eren ve Selin'den sonra Ela katıldı ailemize.. Biricik abimin güzel kızını görmeye gidiyorum! Ömrun uzun olsun Ela kız..
+ Hafta sonu n'apıyorsun? - Saha kapattırıyorum..
Bazen Barcelona'nın "turnuvam var" …

Yeni!

Ne çok zamandır gıkım çıkmıyor... Hayatım değişti biraz, belki de ondan. 
Paha biçilmeyecek tecrübeleri geride bırakıyor insan her gün de fark etmiyor doğrusu. İşte benim de başımdan bir dizi deneyim geçiverdi şu sessizliğimi de içine alan zamanda. 
İş değiştirdim. Memleketimin güzide bir yayınevinde sürdürmekte olduğum görevim ömrünü nihayete erdirdi. Bir aralık kafamı dinleyeyim dedim bu Aralık. Lakin duramadım. Kalem durur mu! 
Burada durduğuna bakmayın. Şu gezegene üretmeye gelmiş insan hastalığı benimki. Bir süre kendimi, kafamı dinleyip iş güç peşine düştüm. Yine bir ajansa düştü yolum, keyifli bir ajansa hem de. 
Tarihi yarım adadan öte yana gidip geliyorum şimdi, Levent civarında, çocukluğumun geçtiği sokaklarda yürüyorum her sabah. Her nefesimde de dua ediyorum, bu güzelliği tekrar böyle yakından görüp yaşayabildiğim için.
İnsanlar için güzel şeyler dileyin, siz siz olun. Onlar için bazen iyi şeyler yapmıyor olduğunuzu düşünseniz bile, hiç değilse iyi şeyler dileyin. Çünkü o iyili…

Fuar'dan...

dün tüyap kitap fuarı'nda okurlarımızla buluştuk, keyifli sohbetler ettik güzel anılarımız oldu yine.. onlardan ilerleyen günlerde stantta çekilmiş fotoğraflarla bahsedeceğim. 
imza etkinliğinden sonra biraz fuarı dolaşma fırsatı buldum. birkaç saat.. kafamdaki ve kütüphanemdeki eksikleri tamamladım, yıllardır tanışmak arzusunda olduğum çok keyifli bir adamla, aydın boysan'la tanıştım, günüm daha bir şenlendi şüphesiz.. 
işte günden kalanları, kütüphanemin eski eksiklerini paylaşayım dedim ben de.  aralarına yenileri mutlaka katılacak pazar'a kadar.

İmza Haberi

Yarın saat 14:00'te Tüyap Kitap Fuarı'nda Carpe Diem Kitap standında kitaplarımla ben sizi bekliyor olacağız, gelirseniz söyleşir, mutlu oluruz! 
2. salondayız, bekleriz!

kan-ama

sadece bakarsın,
gördüğünün ardını görmek için
karanlıkla bir dalaşa girer, 
yırtar, yırtılır,
kanarsın. 

dert değildir kanamalar karanlıkta,
çünkü kan, sıcak bir akıştır yalnız
y
u
k
a
r
ı
d
a
n
aşağıya
üç harfli. 


sadece akarsın, 
gördüğünün ardına sızmak için.
sessiz bir dalaşa girer, 
bağırır, çağırır,
kanarsın. 

dert değildir kanamalar,
n e r e d e n   b a k a r s a n
üç harfli.


Twitter'dan Nağmeler vol.7

Yaşarken bunca yaralanıp yaralarından dolayı ölmeyen bir canli yok, insandan baska.
Her üzüntüde kim daha çok ağlayacak, her sevinçte kim daha çok gülecek gösterisi.. Tıpkı egosantrik dönemi insanın, 3-6 yaş reaksiyonu..
"Tünele kamyon giremez" cümlesinin kamyonu incittiği fikrindeyim.
Söz unutulur göz unutulmaz diyen sarkilara itimat etmeyin.
Gol sevincini elleriyle kalp yaparak süsleyen futbolcuya karşı değişik hisler besliyorum.
Kutlamak kısıtlı bir eylemdir. Bugun her şeye rağmen, ısrarla, inatla cumhuriyeti yaşayın!
Geçmişin hesabını sorma derdindeki insan, bugün oyunlarla "eksiltilen" toprağını görmüyor. Bugüne bak, bu gidişle yarın yok hiçbirimize..
Bayramdan sonra İstanbul kitap kokacak.. Tüyap Kitap Fuarı 12 Kasım'da başlıyor. Listeleri oluşturmaya başlamak gerek!
Yalnızlık bir bakıma uyumak gibi. Nasıl uyudukça uyumak ister insan, yalnız kaldıkça da yalnızlık istiyor, başka türlüsünü yapamıyor çünkü.
Ayrıca Terim takımını "atarı bol köşebaşı delikanlıları…

Kesik

Jilet Yiyen Kız* okudu yanımda, 
bir kısa yolculukta.
Keskindi yüz hatları,
nasıl keskindiyse kızın
gırtlağını zorlayan demir,
öyle. 
Bitecek bir öyküydü,
başlamadan, 
bir durak sonra. 
Tüm kesiklerden daha derin
bir iz bırakacak.
Attila'dan mı, havalardan mı,
bilmem. 

*Bir Attila İlhan şiiri.

Aşk, Terlik, Yastık...

bir terlik ya da bir yastıktır evinde. 
bir maç yahut bir otobüs bileti, şehirlerarası.. 
evden uzaklaştığı anda onlar biter aşk.  
ya da aşk bittiğinde uzaklaşır aşkı hatırlatan ne varsa. 
iyi olur. olduğu gibi biter. 
bittiği gibi devam eder hayat kaldığı yerden. 

bir sonraki terliğe, bir sonraki yastığa, maç yahut otobüs biletine, şehirlerarası. 

çünkü aşk, ne kadar inkar etsek de başka bedenlerle yaşadığımız bir sabittir. 
çünkü aşk, kendi nefsinden, nefesinden can bulanıdır insanın..

İnsanın Acısından Beslenmek

Her kim ki Van'daki felaketin ardından "iyi oldu, göndermeyin yardım" der, bunu aklından geçirirse, odur bölünmek için ilk ilmeği çözen.. 
Hain her yerde hain nihayetinde, hain benim evimin arka sokağında da hain, Van'da da, Hakkari'de de.. 
Fakat o felaket, benim vatanımın toprağında oldu, benim insanımın başına geldi, canı yandı.. Şimdi onu itmek, ötelemek, bölünmeye razı, dünden hevesli olmanın işaretidir olsa olsa.. 
Çünkü oradaki anne bitirecek terörü, oğlunu dağa göndermeyecek olan o anne.. O anne bugün yıkılan evinin başında beklerken, ona elini uzatmayan devlet, asker, polis nasıl çıkıp da "siz bizdensiz, biz ayrı gayrı değiliz" diyecek, hangi yüzle?
Hem biz değil miyiz, dünyanın öbür ucunda gözyaşı döken çocuklar gördüğümüzde, onlarla ağlayanlar? Burnumuzun dibindeki evlatlara, annelere, babalara nasıl sessiz kalır, bir de sessizliğimize çirkin örtüler sereriz? Biz değiliz dünyanın öbür ucunda gözyaşı döken çocuklar gördüğünde ağlayanlar.. "Bu…

Son 60 Yılın En Çok Satan Kitapları...

1950'den bugüne New York Times'ın "en çok satan kitaplar" listesi..  Gezinmesi oldukça keyifli.. 
Göz atmak için tıklayın!

Mecal

Büyüdükçe daha çok susuyordu dışımız. 
Biz sustukça içimiz büyüyordu. 
Tanımlamaya mecalimiz kalmıyordu kendimizi, 
Kendimizi bir yerlere konduramıyorduk, 
Olduramıyorduk herhangi bir şeyleri susmaktan, 
Büyüyorduk. 
Sade büyüyorduk, biraz daha susmaya. 


Soruya Soru Sorma(k)..

- Bu akşam nereye gitsek?
- Nereye gidelim?
E ben de onu soruyorum sana.. 
Yani hayatımızın ne kadarını harcadık, soru sormak ve sorulara soruyla yanıt vermekle sence? Bir düşün.. 
- Özledin mi beni? - Sen beni özledin mi?
Mesela sormak yerine seni özleyip özlemediğini, evet ya da hayır deseydin bir daha özlerdim ben seni o yanıt sırasında. Vermedin o fırsatı ama bana, soru sormayı seçerek zaman kazandın sözde. Özlemekten oldum ben de.
İki mislini yaşardık ne yaşadıysak, sorulara yeni sorular sormayı seçmeseydik.  Yanıtlar, ne yaşadıysak bir o kadar daha yaşatırdı bize, iyi - kötü..
Görsel: http://www.behance.net/gallery/Identity-Self/310124

Bin emek aşk, bir ölü bebek..

karnında henüz nefes almadan ölmüş bir bebekle yaşamanı gerektiren aşktır o. 
önce bin emek hayal edip gecelerce koynunda uyuttuğun, 
başını okşadığında yalnız o bebek tenine değebileceğin, 
iki tel saçının arasından bembeyaz tenine dokunacağın 
ve yalnızca hayallerine doğacak kadar hayata tutunabilmiş bir ölü bebekle. 

kim bilir ne zaman bedeninde büyüyeceğini bilmediğin 
ileride bir zaman hayata gerçekten tutunacak bebeğinin doğabilirliğini reddettiren aşktır o. 
intihardır, yıkımdır, özlemdir.
ama en çok sahip olmadan daha bir tanesine bile, 
evlat acısıdır yaşanan o aşk.

Alkışları Duyuyor Musun?

Bu kadını pek çoğunuz tanımıyorsunuzdur eminim, düne kadar ben de tanımıyordum. Öyküsünü dinledim biraz ve zaten hayranlık duyduğum dönemin hayranlık duyulası kadınlarına yakından baktım. 
Trt'de bir belgesele rastladım gece, Uzak Bakışlı Kadınlar... 2001'de Taha Feyizli tarafından hazırlanmış bu belgeselde Cumhuriyet döneminin kadın sanatçıları anlatılıyor bir bir... Kantocusundan, operacısına, şarkıcısından, oyuncusuna bir geçiş döneminin yetenekli, kırgın, mağrur, ümitvar, hüzünlü ve bunların her birinden tek cümlede nasiplenebilecek kadar büyük kadınlar...
İşte fotoğraftaki kadın onlardan yalnızca biri. Komik Şevki Bey’le kantocu Mari Ferha Hanım’ın kızı... Şevkiye May. Sahneye ilk defa 1927’de, Cemal Sahir’in topluluğunda, ünlü Macar Operet yazarı ve bestecisi İmre Kalman’ın Kontes Mariça adlı eseriyle çıkan Şevkiye May. Lüküs Hayat'tan Yanlışlıklar Komedyası'na uzanan bir "oyun" serüveni sonrası... 
Ha bir de 1933’te Muhsin Ertuğrul ve Nazım Hikmet’in birl…

Vurgun

Uzun zamandır yazmıyordu kadın.  Yazmanın kokusuna vurgundu kadın.  Durgundu çok zamandır, Kan kaybından biraz. Solgundu kadın, yine kan kaybından. Vurgundu, kendini bildi bileli, Kadınlığı meçhul..

Ne Okuyorum?

Bu haftanın kitapları..  İkisi hakkında da detaylı yazı geliyor haftaya.. 

Kırmızı Toplantı Notları – KTN

Geçtiğimiz gün rutin kitapçı gezilerimden birini yaparken, olmazsa olmaz’ım Mephisto’ya uğradım İstiklal Caddesi’nde. Bir saate yakın yeni çıkan kitapları ve dergileri inceledikten sonra “ayın yayınevi” masasına yöneldim. Altıkırkbeş kitaplarının %20 indirimle satışta olduğunu görmek gözlerimi parlatmadı değil.
Her biri birbirinden ince düşünülmüş kitaplara dokundum, biraz Kafka’landım.  Daha sonra Kaan Çaydamlı’nın KTN’sine uzandı elim, Kişisel Toplantı Notları’na.
Altıkırkbeş kitaplarının önsözleri gibi düşünülmüş, kaleme alınmış bu yazılar, her biri öyle sağlam birer duvar, pencere, ağaç gibi duruyor ki, kitaplaşmayı hak etmişler sonuna kadar. Hem de ne kitap! Kıpkırmızı! Kandan hallice, aşktan, tutkudan, terk edilişlerden, kalakalışlardan arda kalan tüm diriliğiyle nasiplenmiş kırmızıdan, iliklerine kadar.Bir iki kusuru yok değil. Kasti söz oyunları hariç tutarsak, hariçten haddinden fazla hataya rastlamak mümkün içeride, ne yazık ki. Eksik sözcükler, kafası karışık harfler.. Bir maçı…

Bir gluglu millet...

Ecnebilerin dediği gibi olduk, bir "glu glu" millet..  Kim işimize gelmez konuşursa sürüleşip bağıra çağıra koşuyoruz arkalarından.  Bir inceden titretene kadar.. 
Sonra halt etmişiz gibi göğsümüzü gere gere dönüyoruz yurdumuza, yine "gluglu"..

Gün Doğumu

Biz hiç gün doğumu izlemedik mesela seninle.  Ellerimize doğmadı bir gün,  Yeni, taze, nurtopu gibi nefeslerimiz olmadı,  Bir şehrin sokağını ya da denizini seyrederken,  Belki sadece göğünü... Bizim günümüz hiç doğmadı. 

Taze İnsan Salgısı

Geçmişi olan aşklar el ayak çektiler ortalıktan.. Birlikte çıkılmış yolculuklarda çekilmiş fotoğraflar yok artık, birlikte gidilmiş sinemaların, sergilerin biriktirilmiş biletleri yok.. Bugün aşkları hep bugünde. Biraz dünde. Biraz yarında. Ama daha çok bugünde. Anda. İçinde bulunduğumuz anın ta kendisinde. Tükenmeye ve tüketmeye meyyal.. Aşklığı biraz havada, bundan sebep, aşklığı sorulara açık, hatta sorgulamaya. Ki aşklar sorgulanmaz bilir, öyle yaşarız biz. Bugünkü öyle değil pek. 

Bir bakışta anlaşmalar pek yok artık, bir öpüşte sevişmeler var daha ziyade.
Yersen'leri var, miden kaldırabildiği ölçüde. 
Birlikte bir geçmişe sahip olma güdüsü yok iki insanın artık
Ya da özleme tahammülleri, yine özlem sebepli ani kaçamakları yok. 
Beklemeleri var, içi boş bekleme ve bekletmeleri
O arada başka sularda yüzmeleri var, başka sularda boğulmaları.. 
Geçmişi olan aşklar yok diyeceğim o ki..  Nereye elimi atsam, taze insan salgısı.

Bey'inOğlu!

Önce ağaçlarını, sonra masalarını, şimdi müzik saçan insanlarını söktüğünüz o yerin adı Beyoğlu. Bir Bey'in oğlunun elinde darmadağın Beyoğlu...
Şimdilik elimizde bu kadarı kalan "bir güzide İstanbul semti"nden fazlası.. 
Daha dün akşam gördüklerimize, 
bugün sadece fotoğraflarından dokunmamıza sebepse o Bey'in oğlu!





Vaktiyle söylemiş sözler I

bir vicdan rahatlatma cümlesidir "dost kalalım".. 
ayrılmak konmuştur bi kere kafaya, gidilip sevgiliye söyleme, sevgiliyle konuşma safhası kalmıştır işin.. 
onca zaman geçmiştir ya hani, biraz bağımlılık biraz alışkanlık biraz bir şeyler olmuştur nihayetinde, elden bir şey gelmez bu hususta.. ama bir cümle vardır akılda, sabittir "dost kalalım".. 
siz sevgilinin karşısında zaman zaman ezik büzük, zaman zaman şahlanmış bir at kıvamında tek başınıza alıverdiğiniz o ayrılık kararından bahsederken, sevgiliniz durumun nereye varacağını fark eder, susar.. 
konuşulmadan, lönk diye alınan bir ayrılık kararı sevgilinin kumaşıyla doğru orantılı bir etki bırakır.. 
olur da sevgili biraz dudak büker, dudak titretir ve dudaklarına 90 derecelik açı ile iki adet göz yaşı indirirse, sizin de "sözde mendil"iniz cebinizden çıkar, "dost kalalım".. 
bunu söylersiniz, hani ortam yumuşasın, göz yaşları kurusun falan diye.. yine kumaşına bağlı olarak sevgili, ya kabul eder…

Sahip!

Sahip olamadığıdır dünyası,
onu konuşur, onu yaşar, dilini durmadan ona bular.
Gece gündüz dinlemeden,
kendini ait olduğuna sunar, bir tek onu diler,
sahip olamadığını...
Daha sahibi değilken,
doldurur onunla dünyasını.

Bir gece uyur.
Bir sabah uyanır.
Gün başka doğar.

Sahip olamadığıdır telefonun ucundaki.
"Gel" der, "gel bana doğru"...
Gözleri aralanır, açılabildiği kadar açılır.
Dün avuçlarında olmayan, şimdi koynundadır.

Artık sahip olduğudur dünyası,
onu konuşur, onu yaşar, dilini durmadan ona bular.
Gece gündüz dinlemeden.

Bir fani yürekse deli gibi çırpınır bu sahip olmalar debelenmesinde.
Araya girebilsin, kendine yer edinebilsin diye.
İçi içini yer durur.
Sahip olmayı beceremediğidir konuştuğu, yaşadığı dilini buladığı...

Vazgeçer bir geceyarısı bu kavgasından.
Var olmak neden bu kadar yok olsundur ki?
Neden bu kadar yorucu olsundur
bir insanın ömründe tutunacak yer bulmak?
Nedenlere neden boğulsundur daha fazla?

Bir gece uyur.
Bir sabah uyanır.
Gün başka…

Hayat Kısa

hayat o kadar kısa ki, affediyor, vazgeçiyor, geri dönüyor yahut çekip gidiyor insan..  sadece kısa diye mi bilmiyorum. ama fani zamanların can yakması, insanı yeryüzünde delik deşik ediyor. o sebeple düşman gibi durmaya, acıyı büyütmeye, küskünlüğe gerek yok.
hayat kısa diye hep.. 
yarının garantisi yok diye..

Süreya senden daha iyi tanır!

Vaktiyle ben dediğin, benim dediğin kadını Cemal Süreya senden daha iyi tanır çıkarsa ne yaparsın? Okursun sadece. Okursun... 



kadınlar susarak gider...
çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.
kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. genellikle ne cevap alır? abuk sabuk konuşma! 
gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceği…

Göç

Aşkın elimizin altında olmaması iyiydi.. 
Ama bu kadar uzakta duracağına da hiç inanmazdık. 

Ne oldu, nasıl kaybettik, neye bulandık da ayrı düştük?  Hiç kavuştuk mu da bir soru bu vaziyette... 

Aşk göç etti diyenlere bir çift lafım var.  Hiç gelmemiş de olabilir. 

Twitter'dan Nağmeler Vol.6

Hayata, inandıklarımız duyduğumuz aşkı diğerleriyle çoğaltalım diye paralıyoruz kendimizi. Ben vazgeçtim, oynamıyorum.
-
Bazen iliklerine kadar yalnızsındır.. Sonra ihtiyacın olanı söylersin kendine, "aslında hayat böyledir". Falan filan.
-
Yaşamayan anlamıyor, bir daha anladım bugün. Yaşamadan hiçbir şeyi anlamıyor insan tam manasıyla..
-
Ajitasyon, şu yaz günü keçi kılından yapılma, boğazlı kazak giymişim etkisi yapıyor fani bedenimde.
-
"Nasıl bir çamura batmışız" diyen yok, herkes "benim sadece paçama gelmiş" iddiasında..
-
Icimdeki "seytanin avukati", Sivas - Fb macinin 4-4 bitmesi halinde, bu sürecin pimi cekilir miydi diye soruyor..
-
Kim ne derse desin, herkes istedigini dusunsun, bazen kendime ragmen babam gibi seviyorum bu adami ulan.
-
"Tamam dedim, sen baska sözler sayıklarken, bitti. Duydun mu bilmem."
-
İnsanlar eskitiyorduk.
-
Ünal Aysal, sözlüğümde "bad timing"e karşılık geliyor.
-
Anlamak güç.. İki gün önce Trabzonspor'un şa…