Ana içeriğe atla

Ne kadar samimiyiz!?

"Öğretmeninden dayak yiyen minik A.A. hastaneye kaldırıldı... Babasından dayak yiyen B.B. yoğun bakımda... Okul çıkışı arkadaşlarıyla kavgaya tutuşan Küçük Can tedavi altına alındı.." 

Tüm bu cümleleri öznelerine bakmaksızın şenlikli sabah haberlerinde, renkli gazetelerin üçüncü sayfalarında yahut ana haber bültenlerinin bitimine yakın izliyoruz. Ah'lıyor, vah'lıyoruz.. O babalara, öğretmenlere, hatta Küçük Can'la yaşıt çocuklara ah ediyor, hatta küfür ediyoruz. Ne o(!), küçücük bir çocuğun canı yandı diye. 

Geçtiğimiz günlerde böyle bir şiddet olayı daha yaşandı. Vakanın bilançosu 12 dikiş olarak kayıtlara geçti. Dikişler kafasında ufaklığın.. 

Başrolde bir belediye işçisi var. Vasfı, sıfatı mühim değil. Çocukla çocuk olmayacağı yerde, çocuğu adeta düşmanı belleyip Allah ne verdiyse girişen bir adam. Hiçbir "çocuk sataşması" onun bu meydan dayağını meşru kılamaz. Kılmamalı. 

Günlerdir herkes ilk bakışta sık tekrarından komikmiş hissi veren "oğlum bak git"i diline doladı, hadisenin videosunu cayır cayır paylaştı.. Arkasından yaratıcı olacağım gayretiyle neticesini yırtan "oğlum bak git" çalışmaları türedi, mantar gibi! Hatta o kadar ki, bir markanın sosyal medya hesabı çok da güzel malzeme etti hadiseyi kendine.. Olayın şiddetti, nasıl oldurduğu belli olmayan kahkahasına yenik düştü. 

Adamın biri apaçık, yolda ona kafa tutan ama belli ki saldıramayacak denli ürkek, "büyüklerinden" yahut anası babasıyla izlediği diziden gördüğü karakterden öğrendiği gibi horozlanan, bir yandan da "sırtına vuriim mi?" diyerek çocuk yanını sokağın orta yerine bırakan çocuğa girişiyor, biz görüntülerden "besleniyoruz"..

Videoyu kapatıp "haha"larımızı "comment" olarak kondurduktan sonra, TV karşısına geçip üvey annesinden dayak yiyen minik kıza acıyan gözlerle bakıyoruz.. Ne kadar samimiyiz!?

"Çocuklar bize her türlü girişsin, oh ne de güzel kemer çekmiş" de demiyorum tabii ki. Şiddetin hiçbir türlüsünü meşrulaştırmaktan yana değilim. Ama o kemerin belinde durması gerektiğini söyleyecek, çocuğu uyaracak bilince erişmemiş erişkinler, kendilerinden sonraki nesillerin yeni dengesizliklerinin en üst düzeyde sorumluları.. Haberi bir 13, bir 17 yaşında "kemerli çocuk/genç" olarak vererek durumu hafifletmeye çalışan medyaya ise artık söylenecek söz yok, onlardan geçeli çok oldu.. 

Yorumlar

  1. Blogunuz çok güzel.Perde Aksesuarlari olarak tüm paylaşımlarınız adına teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…