Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bazı iyi şeyler KÜNT diye olur!

Hayatta her daim ağzımızı burnumuzu kıran, ruhumuzu, enerjimizi emen şeyler olmuyor. Tam tersi, bazı şeyler biraz daha umutlu, daha iyimser, en azından daha tatmin olmuş hissetmemizi sağlıyor. 

İşte tam da öyle bir şey var: Künt Mecmua. Kendisini yakından tanımanız için Künt'ün kurucularından İnci'ye birkaç soru sordum. Zira Künt'ü bir İnci'den, bir Murat'tan, bir de yazarlarından-çizerlerinden dinlemek lazım.


Şimdi bu Künt nedir?
Künt, daha çok kültür-sanat ağırlıklı, aylık yayınlanan, interaktif ve ücretsiz bir Ipad dergisidir. Künt'ün sloganı "Eş sesli değil, çok sesli mecmua!". Dergide birçok yazarın çeşitli konularda yazılarıyla (deneme, şiir, hikaye; ayrıca müzik, moda, sinema, mekan, sosyal medya, seyahat yazıları vs.) birlikte ulusal ve uluslararası birçok çizer-fotoğrafçı-ressamın işleri de yazılarla eşleşmeli olarak yer almakta. Künt, kendini kültür-sanat ve edebiyat dergilerinin toplumdan izole ve eğlenceden uzak elitliğinden kurtarma derdind…

Çık!

En fenası kararsızlık, basiretsizlik sonra.. 
Bir yola girmek şart, önce bir gir. 
Ya yol olursun, ya yel. 
-yeter ki yola çık..-

Bazı Şarkılar: Yeniden Doğdum

Daha önce bazı haberler vereceğimden söz etmiştim. Bilenleriniz vardır. 
İşler her zaman planlandığı gibi gidemeyebiliyor. İşte böyle beklenmedik durumlardan dolayı, bizdeki haberler de bir süre ertelenmek zorunda kaldı. 

Bu demek değil ki üzerinde çalışılmıyor, çalışıyoruz tabii ki. Hatta daha ince ince, daha özenle. Bakalım ilerleyen günlerde nasıl çıkacak bu hallerin kokusu..

O durumlar bir yanda yürüyedursun, Oğuz'la biz müzik yapmaya devam ediyoruz. Çünkü yazdıkça, besteledikçe, söyledikçe iyi hissediyoruz. Daha fazlasını da yapıyoruz da işte dediğim gibi ancak bu kadar renk verebiliyoruz şimdi :) 

Bir de şöyle bir rengimiz var. 

Bazı şarkılarımızı evde kaydediyoruz, bazılarını düzenleme masasına yatırıyoruz. Bir iki tanesini de artık hem ham halleri hem de biraz soslanmışlarıyla sizinle paylaşmak istiyoruz. 

Şarkı, Yeniden Doğdum.
Tanınıp bilindiği yerler var, artık size de misafir. 
"Bayaa bayaa" demosu. 
Kaçan, kayan sesler için affınıza kaçıştım. 

Sözler benim, müzik Oğuz…

Twitter'dan Nağmeler vol. 18

Beni unutma dememiştir ama unutmazsın.

/

Ne kavuşmalar, ne ayrılıklar adil.

/
Hayatta zeytinden daha güzel az şey var.
/

Sayfaların köşelerini boşa bükmeyin. İnsan kaldığı yeri unutmaz.
/

Sevdiğinin saçının beyazlayan her telini fark ederek yaşamak.. Bunu yapabiliyorsan dünya cennet.
/
Güzel çocuklardık ama oyun bilmiyorduk.
/

Toplamda 38 ülkeyi birden delirtmeye yetecek hadiseye maruz kalıyoruz, el kadar kara parçasında.
/

Herkes unutuyor. En az bir nefeste bir şeyler. Sonrası aramak.

/
İlkokuldayken ben, karlı günlerde okullar tatil edilmezse babam gelirdi odama uyumadan önce. Usulca "Boşver gitme" derdi. Ne güzeldi!

/
Güzel insanları üzmekten hiç yorulmadınız.

/
Su seni bulur. Çünkü en çok sana yakındır. Akar, çağlar, durulur, kurur.. Sen gibi.
/
Hiç yara almadan geçemezsin.

Bu aralar kulağımdaki kimseler: Gizli Özne

Aveamüzik marifetiyleydi sanırım, geçtiğimiz günlerde rötarlı bir tanışma yaşadım. Yeni çıkan albümleri her hafta mutlaka elden geçiriyorum Aveamüzik'te, bu defa da bir gruba rastladım. Benim için yeni olmaları bir yana, hayli zamandır izleyicisi, dinleyicisi, seveni varmış onların. Şaşmadım. Gizli Özne'den söz ediyorum. 

Aklımdaki Kimseler'le aklımı çelmiş olsalar da, albüm baştan sona "dinlemelik" olmuş. Bilhassa yaz gelmişken, tatil yollarında, sakin sakin giderken biraz sesi yükseltip dinlemelik. 

Bir de geçenlerde ben Gizli Özne'nin albümünü, Yalancı Şair'i, belki biraz haddimi de aşarak Yüksek Sadakat'in ilk albümlerine benzettim. O her şarkının, her vokalin, düzenlemenin birbirinden şahane olduğu albüme. Aynı tadı aldım, devamı gelsin. 

11 şarkıdan oluşan albümün bana göre en şahaneleri ise: Gelmesin,  Kör Kuyu, Sizden Biri.

İlk klibin sahibi ise Aklımdaki Kimseler oldu. 

Bence takip etmeye değer adamlar, iyi hissettirdikleri kesin.


Romatizma Ağrısı Gibi: Limonata

Bazı adamlar var, ve tabii kadınlar, onları görünce sanki çok uzun yıllardır görmediğim, hatta varlığından bile sonra haberdar olduğum kardeşimi görmüş gibi hissediyorum. 

Limonata'ya da tıpkı böyle adamlarla bezeli olduğu için gittim ilk önce. 
Filmden ne beklediğimi de bilmiyordum, "bizimkiler"in yaptığı işi görmekti maksadım. Ne gülmeye şartlandım, ne hüngür şangır dökülmeye. 
Ama şöyle bir kanı yerleşiyor insanın aklına ister istemez Ali Atay ve Serkan Keskin adını yan yana görünce, "kesin deli güleceğiz!".. Bu yargının müsebbibi, iyi ki meydana gelebilmiş olan Leyla ile Mecnun şüphesiz. Gerçi oyunculara hem oyunculuk hem de etiket olarak "dev" yapışmış bu karakterlerden dolayı oyunculuklar sınırlı gibi gelse de zaman zaman, yine aynı oyuncuları güzel sahiplenmemizi sağlıyor İsmail abi ve Mecnun. O kadar ki Mecnun, Ali Atay'ı filmde hiç görmeden böyle gülümseyerek sahiplenmemizi sağlıyor, sadece işin altına imza attığı için. Sanki Mecnun'un s…

Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Müzikli Haberler 1 Mayıs'ta!

Her şey karanlığa dönüşürken inadına iyi, inadına aydınlık kalmaya çalışırken, bizi- beni bu sıra müzik ayakta tutuyor. Bu sıra yepyeni bir projenin arifesi. 

Tiyatro Sonsuz ekibi sayesinde buluştuğum Oğuz Küçükel ile birlikte yaklaşık 8 aydır müzik yapıyoruz, şarkılar yazıyor, şarkılar söylüyor, besteliyoruz. Şimdi bir sonraki faza geçtik, birlikte kendimiz için sahne almak. 

Kendi şarkılarımızı ve oluşturduğumuz repertuarı yanımıza aldık, bir grup oluşturduk. 

Adını, cismini duyurmak, şarkılarımızı birlikte söylemek için müsaitseniz, 
1 Mayıs'ta sizdeyiz.

Müziğin Pazartesi rengi: Mavi

Mavi'yi bilirsiniz. Kendisini, birbirinden şık kliplerinden, dupduru sesinden hatırlarsınız unuttuysanız da. Dün akşam kendisi, Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde, onu izlemeye gelenlere sıcak şarap tadında bir konser verdi.

Bazı sesler var, onlar sadece kendilerine benziyor. Kimse gibi olmaya çalışmıyorlar, benzemeyi deneseler dahi, özgünlüklerinden eksilmiyorlar. Bu hatun öyle bir hatun. Zaten bir masanın diğer tarafında otururken ya da beyaz camın arkasından bunu dibine kadar hissettiriyor. Sahnedeki elektriği bambaşkaymış, gittik gördük. 
Kendi imzasını taşıyan şarkılarını, her hecesine dokuna dokuna söylüyor. İlk defa bile dinlesen onun bestelerini, ne dediğini anlıyor, şarkının dünyasına süzülüyorsun. Ayrıca özenle seçtiği, başkalarından bildiğimiz şarkılar da söylüyor. Ki bunlardan bir tanesi Sezen Aksu'nun Kış Masalı ki Fas'ta Gökhan Özdemir'in çektiği bir klibi de var şarkının, enfes. Bambaşka bir doku katmış şarkıya. Yazının sonunda o da.
Bir de gecenin sürprizi,…

Anılar unutulur; en kötü yanları da budur.

Sinema söz konusu olduğunda iflah olmaz bir seyirciyim! Yani bu demek değil ki, günde 86 tane film izliyorum, bütün yönetmenleri tanırım, ülke sinemaları hakkında engin bilgiye ermiş, ne varsa yalayıp yutmuşumdur. Aksine. Ben tam bir seyirciyim. Filmleri izleyen ve unutanlardan. Tek yaptığım arada iyi müzik duyduklarımı, iyi senaryo gördüklerimi hafızama kaydetmek. Bir de vakit bulursam buraya. 

Söz konusu film Calvary. Yani bizde bilinen adıyla İtiraf. 2014 yapımı bir film. İrlanda'da yaşayan bir rahip olan James, filmin açılış sahnesinde günah çıkarmaya gelen biri tarafından ölümle tehdit ediliyor. Aralarında geçen bu konuşmadan bir hafta sonra öldürüleceği fikrine kapılan rahibin, bir haftasını izliyoruz filmde. 

Adeta gerçek insanların dünyasında, sanki bir fotoğraf albümüne bakıyormuşuz gibi gezdiriyor bizi yönetmen John Michael McDonagh. İtiraf etmek gerekirse onun da izlediğim ilk filmi. 

Film boyunca çok az kişi görüyorsunuz.IMDB'nin kaynaklık ettiği bilgiye göre sadece 1…

Günaydın!

Bu 18 Mart'ın birçok yerde karşıma çıkan gündemi, açıkçası beni hem yaraladı hem düşündürdü. 

Ülke tarihinin en mühim savaşlarından, daha da önemlisi birlik-kuvvet sembollerinden, yüzlerce cana mal olmuş büyük bir zaferden söz ederken, herkesin "hiç olmazsa" yiten canlara saygı duymasını umut ediyor insan. Sonra çok geçmeden, bugün yaşadığımız yerde, yine bugün doğum günü olan, daha 19 yaşında toprağına sarınmış bir evlat düşüyor akla. 
Diyorsun ki kendi kendine, bu ülke ne geçmişine, ne ölülerine sahip çıktı. Dirilerine sahip çıkıp saygı duyması beklenebilir mi? Elbette hayır!
18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 100. yılında, birilerinin kafasına bir şeyler dank etti. Diyorlar ki, "Atatürk'ün adını anmaya çekiniyorsunuz, böyle şey olur mu?!"
Günaydın sevgili gönül dostları, günaydın. 
Son 7 yılımı çeşit çeşit reklam ajanslarında geçirdim. Hatta bir süre marka cephesinde de silah tuttum(!).. Her milli bayramın karın ağırısıdır bu. Cumhuriyet dönemine ilişkin her ul…

Vaktiyle Ayarımızı Kaçırmayı Başarmış 7 Çelik Şarkısı

Şimdi öyle cıbıl cıbıl envai çeşit enstrümana sarılıp poz veren adam, pek çoğumuzun çocukluk, ilk gençlik yıllarının popstarı. "Yapma annem bunu kendine" demek istese de, "bırak n'aparsa yapsın" deyiveriyor diller ileri demokratik yanlarımızı sızlatarak. 

Oysa ne ilk aşkların, ne yaşanmamış aşkların, ne yaz aşklarının sızısı var şu şarkılarda! 
Hep de aşk sızısı mı var arkadaş, hep mi aşk acısı! 

Hatırlayamazsanız şarkıların isimlerine tıklayın, dinleyin. 
Benden size güzellik. 


Afedersin

O şahane introsuyla anımsayacağınız bu şarkıda Çelik, bir imkansız aşk hikayesiyle karşımıza çıkıyor. İşin gırgırı bir yana, 1995 yılında yayınlanan Benimle Kal albümü, o dönem her yeri kasıp kavururken, bizim yazlık siteyi de ihmal etmemişti tabii. Bu şarkıyı ne zaman duysam, akşam saat 6 sularında güneş batarken, nüfusu azalan havuzda buluyorum kendimi. Kafeteryadan bu şarkı yükseliyor, ben güneş kaybolduğu için ince ince titriyor, şarkıya eşlik ediyorum. Hep bu çalıyor hep!


Hercai

Reklamdan Tarkan'ı alın geri neyi kalır ki?

Bazı reklamlar var, korkarım onlar amaçlarına hizmet etmekten ziyade, reklamverenlerinin parasını yemeyi seviyor. 

Dün akşam Özgür'le oturuyoruz. Şu malum reklam başladı televizyonda. Tarkan arz-ı endam ediyor. Özgür de jingle'ın her versiyonunu biliyor, maşallah. 

"Bu reklamın hangi markaya ait olduğunu biliyor musun?" diye sordum. 

Saniye düşünmeden cevap verdi: Dyo!

Ben gülmeye başlayınca reklamın sonuna bakmak için yüzünü televizyona döndü ve şok! 

Bir önceki kampanyasına bakalım bu markanın, o da aynı jingle'a yaslanıyordu. Fahir Atakoğlu, MFÖ, Özcan Deniz, Halil Sezai, Manga filan, kim duyduysa gelmişti kampanyanın filmlerine. O zaman da durum aynıydı, herkes jingle'ı ezbere biliyordu ama o kadar. 

Hiç olmadı Tarkan'ın arkasına bi' yerine bir logo, jingle'ın bir yerine marka adı sokuştursaydınız da biliçaltımıza sızsaydınız, o kadar para yatırmışsınız.

Öte yandan bir de gerçeklere bakmak lazım. Örneğin eve ütü masası alınacaksa, bu seçimi evde ütü …

Kendinden Haber Ver!

Yaşayıp giderken insan kendini güncel tutmayı atlıyor ya, ne fena. Bazen devreleri kapatmak iyi de bu süreyi çok uzatmamakta fayda var. 

Geçtiğimiz iki - üç ay müzikle iç içe geçti. Tiyatro Sonsuz'un kabaresi Yalana Gel'in müziklerini Oğuz'la birlikte yaptıktan sonra, baktık ki biz müzik üretirken iyi hissediyoruz, bu yolda biraz devam edelim dedik. İyi solistler ve müzisyenlerle bir araya gelmeye başladık, yeni yeni şarkılar yazıyoruz.

Söz konusu üretimle ilgili gelişmeleri de ince ince Soundcloud hesabımda paylaşıyor olacağım, takipte kalırsanız mutlu edersiniz. 

Öte yandan bir proje daha var başladığım, o da bir tür yol - yeme içme günlüğü. Belli bir hedefi var. Son dönemecindeyim artık, yarın öbür gün duyururum mutlaka. 

Senden n'aber?