Ana içeriğe atla

Bazı iyi şeyler KÜNT diye olur!

Hayatta her daim ağzımızı burnumuzu kıran, ruhumuzu, enerjimizi emen şeyler olmuyor. Tam tersi, bazı şeyler biraz daha umutlu, daha iyimser, en azından daha tatmin olmuş hissetmemizi sağlıyor. 

İşte tam da öyle bir şey var: Künt Mecmua. Kendisini yakından tanımanız için Künt'ün kurucularından İnci'ye birkaç soru sordum. Zira Künt'ü bir İnci'den, bir Murat'tan, bir de yazarlarından-çizerlerinden dinlemek lazım.


Şimdi bu Künt nedir?
Künt, daha çok kültür-sanat ağırlıklı, aylık yayınlanan, interaktif ve ücretsiz bir Ipad dergisidir. Künt'ün sloganı "Eş sesli değil, çok sesli mecmua!". Dergide birçok yazarın çeşitli konularda yazılarıyla (deneme, şiir, hikaye; ayrıca müzik, moda, sinema, mekan, sosyal medya, seyahat yazıları vs.) birlikte ulusal ve uluslararası birçok çizer-fotoğrafçı-ressamın işleri de yazılarla eşleşmeli olarak yer almakta. Künt, kendini kültür-sanat ve edebiyat dergilerinin toplumdan izole ve eğlenceden uzak elitliğinden kurtarma derdinde.



 İllustrasyon: Mehmet Süleyman Sağlam

İnci kimdir, Murat kimdir? Künt nereden çıktı!?
İnci, yıllarca ulusal ve uluslararası markalar için reklam yazarlığı yapmış bir yazardır. Murat ise disiplinler arası çalışan bir sanat yönetmenidir. Zamanın birinde, bu iki genç ajansın birinde tanışırlar. Ortak noktaları çok yönlü olmak, çay sevmek ve reklam sektöründen nefret etmektir. Birlikte bir tasarım ofisi olan Halt Studio'yu kurarlar ve ilk icraat olarak da Künt'le ele, dile ve de takipçiye gelirler.

Kimler burada yazar, çizer, neler hakkında konuşulur?

Çok sesliliğin hakkını verecek ve derdini ifade edebilecek herkes burada yazar, çizer. Dileyen online oyunlardan bahseder dileyen hormonlarından dileyen ufuklarda beliren distopyalardan dileyen de dipsiz monologlarından ve hatta dileyen masallardan...
Nerelerde bulunur, nerelerde bulunsun diye uğraşılır?

Şu an sadece Ipad uyumlu olarak App Store'da ve ücretsiz. Iphone için çalışmalara başladık. Sonrasında tüm mobil cihazlarla uyumlu hale getireceğiz elbette. Basılı olarak da ulaşılabilir olmak isteriz ama daha gidecek yolumuz var. Ayrıca sosyal medya hesaplarımızdan da haberlerin bir kısmına ve efsane GIF'lerimize dileyen ulaşabilir.
Kendini 5 yıl sonra nerede görür?


Künt bildiğimiz dergi formatından uzak, çok daha esnek bir yapısı var. İnteraktif dergi olmanın nimetlerinden faydalanarak yola çıkılsa da bu su durmaz, akar gider. Umarız gittiği yere de güzel şeyler götürür. Teknolojinin 5 yıl, hatta bırak 5 yılı 1 yıl sonra bile nerede olacağını bilemediğimizden bu soruya cevap vermek imkansız ama biz üreten insanlara ilham vermek, etiketlerin çatur çutur harcandığı bir garip çağda çok sesliliğin güzelliğini göstermek, tematik bir yayın olmaktan olabildiğince uzak durmak isteriz.

Künt'e nasıl ulaşılır?
Derginin Facebook sayfasına şuradan ulaşılabilirsiniz. Bu sayfada tanıtım filmimizi de göreceksiniz. Ayrıca indirmek isterseniz şuradan, web sitesi ise buradan.

Şimdi iPad'lere abanıyoruz.
İyi şeylere bakmak için.
İyi insanlar görmek için.
Biraz daha bakmak, biraz daha görmek için.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…