Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

güldük, eğlendik, bitti.

bazı adamları ve kadınları başka bir yerine koyuveriyoruz gönlümüzün. ne derlerse, ne yaparlarsa ya da yapamazlarsa, fark etmez, onların sırtlarını sıvazlarken buluyoruz kendimizi. ya kabiliyetlerinin kocamanlığından, ya kredilerinin devliğinden oluyor bu çoğu kez. işte böyle bir adam değildir de kimdir, nedir Burak Aksak?! 
ondan olacak, film vizyona girer girmez gidip izledim. hangi film mi? "sen kiminle dans ediyorsun" tabii ki.

dili, dünyası kendine has adamların başında geliyor bana göre Burak Aksak. söylediği, yazdığı, anlattığı her şeyde de bir incecik dokunmuşluğu illa ki var yüreğimin bir köşesine. üstelik bu konuda oldukça iyi; doğru ânı, doğru damarı yakalamak onun en iyi yaptığı işlerden biri. bunu da bildiğimden, beklenti büyük filmden evvel.

sadece kadrosuna göz attığım, fragmanını bile izlemediğim bir film oysa "sen kiminle dans ediyorsun". kadroya bakınca film bir "bana masal anlatma" ya da "kara bela" olamadığını hissettirse de, …

çürük

heybetli bir ağaç baksan boyuna
oysa çürümüş içi, kibir sızmış suyuna. 
ne fayda gelir gölgesinden onun
düşebilir her an seni ezecek bir oyuna.

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…

İyi'ler övgüye değer. Hatta "övgü" fazla süslü bir sözcük onlar için.

Bazı şarkılar var, eviniz gibi şarkılar. Üzerlerinden yıllar geçtikçe, sadece eviniz olmakla kalmayıp öykünüzün bir parçası olan şarkılar. Benim için de çok özel şarkılar var tabii, her birimizin olduğu gibi. Konu bu şarkılar mı? Tabii ki. Biraz. Ondan söz ederken şarkılardan söz etmemek olmaz.

Hayattaki en büyük kayıp sanırım iyi şeyler hakkında hak ettikleri kadar konuşmamak. İyi şeyleri övmeliyiz; iyi insanları, huyları, yerleri.. İyiler övgüye değer. Hatta "övgü", onların güzellikleri yanında biraz fazla süslü bir sözcük olur çıkar, zira iyi olanlar, hakiki varlıklarıyla günü, ömrü kutsamaya yeter.

Ben biraz böyle bir şeyden bahsedeceğim şimdi.

Çok uzun zamandır nasıl müzikle hemhal olmaya çalıştığımı hayatıma değen insanlar bilir. Bu yolda çok da güzel ortaklıklarım, paydaşlıklarım oldu zaman içinde, şükür.

Bazen sadece öyle hissettiğin için ürettiğin şeyle"r oluyor bu yolculukta. Hangi yola sapacaklarını bilmeden, salıveriyorsun onları orta yere. Bu devirde en ort…